İyot minerali, normal koşullarda volkanik kayalarda, toprakta, suda ve deniz suyunda bulunur. İnsan vücudu iyot üretmez. İyot ihtiyacımızı normal şartlarda deniz canlılarından, iyot zengin topraklardan çıkan sulardan, bu topraklarda yetişen ürünlerden ve buradan beslenen hayvanların et, süt ve yumurtasından karşılarız.

Ancak, erozyon, yağmur, buzlanma gibi nedenlerle iyot topraktan kaybolmaktadır.

İyot vücuda besin dışı kaynaklardan da sağlanabilmektedir. Sulama, gübreleme, hayvan yemlerine eklenmesi ile de iyot alınmaktadır (EC,2002; Zimmermann, 2006).

İyot emilimi sigara içme, tiosiyanatlar, isotiosiyanatlar, nitratlar, florid, kalsiyum, magnezyum, ve demir alım miktarı ile etkilenmektedir. Glukosinolatlar ve goitrinler (lahana, turp, kolza, karnabahar, brokoli, vb.) iyodun tiroid hormon öncüsü tirozine bağlanmasını engellemekte ve tiroksin salgılanmasını baskılamaktadır (EC,2002).

Soya unu da iyot emilimini engellemektedir. Soya bazlı bebek mamaları ile beslenen bebeklerde guatr ve hipotiroidizm oluşabilmektedir. Besinlere uygulanan pişirme yöntemleri besinlerin iyot içeriğinde azalmaya neden olabilmektedir (WHO,1996).

Dünya Sağlık Örgütü tarafından günlük önerilen iyot alım düzeyi okul öncesi
çocuklar için 90 mcg,
Okul çağı için 120 mcg,
12 yaş ve üzeri için 150 mcg,
Gebe ve emzikliler için ise 250 mcg’dır (WHO, 1996).

IOM’un önerisi ise gebeler için 220 ve emzikliler için 290 mcg’dır. Yetişkinler için Tolere Edilir Üst Alım Düzeyi (UL) 1100 mcg/gündür (IOM, 2001).

Diyetle alınan iyodun %90’dan fazlası idrarla, geri kalan ise feçes ve az miktarda terle atılmaktadır (WHO,1994; Nath et al,1992).

İyot eksikliği önlenebilir zekâ geriliğinin en önde gelen nedenlerinden birisidir ve kişiyi anne karnından başlayarak tüm yaşamı boyunca olumsuz olarak etkileyen birçok hastalıklara neden olur. Özellikle tiroid hormonlarının sentezi için insanlarda gerekli temel bir öğedir. Guatr, tiroid bezinin hormon üretimi için gereken iyotu bulamamasına bağlı olarak büyümesi halidir.

Gebeler ve emziren annelerin iyot ihtiyacı daha fazladır. Hamile kadınların yeteri kadar iyot almaması düşük, ölü doğum ve bebekte doğumsal anormalliklerin oluşmasına yol açar. Yine bu sebeple kadınlarda guatr gibi troid hastalıkları daha fazla görülmektedir. İyot eksikliği kadınlarda memede fibrokistler oluşmasına, mide kanseri riskinde artmaya da yol açar.

Bebek ve çocuklarda; anne karnından başlayarak, büyüme ve gelişme geriliği, öğrenme yeteneği ve okul başarısında azalma, zekâ geriliği (kretenizm), cücelik, sağırlık, felçler, doğumsal anormaliler, kısırlık, iyot yetersizliğin oluşturduğu önemli sağlık problemlerinden sadece birkaçıdır. Onsekiz çalışmanın meta-analizi sonucunda iyot yetersizliğinin IQ’yu 13.5 puan düşürdüğü saptanmıştır (Zimmermann, 2006, IOM, 2001). İyot yetersizliğinin düzeltilmesi okul çocuklarının zihinsel gelişimlerinde belirgin yararlar sağlamaktadır (ICCIDD/WHO/UNICEF, 2001).

Yetişkinlerde ise guatr, troid bezinin çalışmaması, zihnin yeterli çalışmaması, güçsüzlük gibi belirtilerle kendini gösterir. İşte birkaç ek bilgi;
-Tiroid hormonları kalp kasının kasılmasını artırıyor. Eksiklikleri halinde nabız sayısı düşüyor, fazlalığında ise nabız sayısı artıyor.

-Tiroid hormonları kan yapımını artırıyor. Eksiklikleri halinde kansızlık oluyor.

-Tiroid hormonları bağırsak hareketlerini artırıyor. Eksiklikleri halinde bağırsak tembelliği ve kabızlık oluyor.

-Tiroid hormonları kan kolesterol düzeylerini düşürüyor. Eksiklikleri halinde kolesterol yükseliyor.

-Tiroid hormonu eksikliği de hafıza kaybında önemli bir rol oynuyor. Çünkü tiroid hormonu hafıza ve öğrenmeden sorumlu beyin bölgelerinin (özellikle hipokampüs) yapı ve fonksiyonunu etkiliyor. Tiroid hormonu ayrıca beyin hücrelerinin metabolik hızını ayarlayan enzimleri de uyarıyor. Geçici hafıza kaybı tiroid hormonu yetersizliğinin (hipotiroidi) en klasik bulgularından biridir.

Görüldüğü üzere guatr buzdağının su üstünde kalan kısmıdır. Yukarda belirtilen diğer sorunlar, toplum tarafından iyot yetersizliğine bağlı olarak geliştiği bilinmeyen ya da fark edilmeyen sorunlar olup, buzdağının suyun altında kalan daha büyük kısmında yer almakta ve ciddi tehlike oluşturmaya devam etmektedir.
İyot yetersiz bölgelerde yetişen hayvanlarda da guatr görülmekte, hayvanlarda büyüme geri kalmakta, süt, yumurta, yün verimleri düşmekte, düşük yapma ve kısırlık gibi sorunlarda da artış olmaktadır (Mannar et al, 1995).

Toprakta selenyum yetersizliği de iyot yetersizliğinin etkilerinin artmasına neden olmaktadır (WHO, 1996).

İyodun vücuda sağlanmasında tek yol diyetle alımdır. Bu nedenle iyot vücuda ancak besinlerin zenginleştirilmesi veya iyot yeterli toprakta yetişen besinlerle sağlanabilmektedir (Vitti et al. 2001). Anne sütünün iyot içeriği annenin diyetinin iyot miktarına bağlıdır (Gushurst,1984).

Tuzdan iyot alımının bir olumsuz sonucu da, tuzdaki iyodun vücutta tutulmasına bağlı olarak, hipertroid hastalığında artış gözlenmesi olmuştur. Bu olumsuzluklar, kimyasal bileşimlerle elde edilen iyot yerine, insanlara doğal yoldan iyot ulaştırılmasını elzem kılmaktadır. Bunu ülkemizde en güçlü şekilde dillendiren isimlerden biri de Uluslararası Gübre Sanayi Birliği (IFA) Başkanı Esin Mete’dir.

The Economist’in, dünyadaki açlık ve beslenme konularına dikkat çekmek için geçtiğimiz yıl Londra’da düzenlediği, konuyla ilgili endüstri liderleri, hükümet görevlileri, sivil toplum örgütleri ve bilim adamlarının bir araya geldiği “Feeding The World” isimli zirveye konuşmacı olarak katılan Esin Mete, kötü beslenmeyle mücadelede gübrenin önemine dikkat çekmiştir. Gübrelere yapılacak mikrobesin takviyesinin basit, ekonomik ve sürdürülebilir bir çözüm olduğunun altını çizen Esin Mete, şu önemli tespitlerini aktarmıştır;

Küresel nüfusun karşılaştığı sağlık problemleri incelendiğinde, bunların onda birinden fazlasının kötü beslenmeden kaynaklanan nedenlerden dolayı ortaya çıktığı görülmüştür. Birçok durumda, mikro besinler gübreler aracılığıyla zirai yoldan sağlanabilir ve aldığımız gıdaların besin değeri arttırılabilir.
Tarımsal biyo-güçlendirme, genetik güçlendirme kadar iyi bilinmemektedir. Her ikisinin de amacı, temel gıda maddelerindeki ana mikro besinlerin düzeylerini geliştirmek ve bunları gıda tüketimi yoluyla insanlar için biyolojik olarak kullanılabilir hale getirmektir.

Son zamanlardaki araştırmalar makro ve mikro besinlerden yoksun toprakların sadece verimi değil aynı zamanda bunların eksik olduğu topraklardan elde edilen ürünleri tüketenler için temel anlamda gerekli olan minerallerin biyolojik olarak kullanılabilirliğini azalttığını göstermiştir.

Gübrelerin mikro besinlerle desteklenmesi, topraktaki, bitkideki ve insandaki eksikliklere hitap etmektedir. Bu itibarla, verimi arttırarak gıdanın miktarını arttırmaya katkıya bulunurken, aynı zamanda, gıdanın besin kalitesine de katkıda bulunmaktadır. Eklenen mikro besinler ani ve önemli etkilere sahiptir. Yerel popülasyonda, genellikle kadın ve çocukları etkileyen kronik eksiklikler hızla yok edilir ve sonucunda da mikro besin eksikliği ile ilgili hastalıkların da ortadan kalmasına katkıda bulunur.

Tüm mikro besin eksiklikleri arasında en yaygın olanı çinko eksikliğidir:

• Dünya çapında 2 milyar insanda çinko eksikliği bulunmaktadır ve

• Çinko eksikliğinin yol açtığı ishalde yılda 1.5 milyon çocuk ölmektedir. • Dünyanın zirai topraklarının % 50’sinde de çinko eksikliği görülmektedir.

Bu konunun üzerinde ısrarla durmamım nedeni, kendi ülkem Türkiye’de mikro besin gübrelemenin sonuçlarını ilk elden görmemdir. Türkiye’de gerçekleştirilen ve Türkiye’deki toprakların çinko açısından çok eksik ve bunun sonucunda da buğday veriminin çok düşük olduğunun belirtildiği bilimsel araştırmaların açıklanmasından sonra, Toros Tarım kendini çinko açısından zenginleştirilmiş gübreler üretmeye adadı. Çabalarımız daha fazla verim konusunda olmasa da, eksiklikleri olmayan bir nesil yetiştirme konusunda meyvesini verdi. Türkiye’de şu sırada 300.000 tonun üzerinde çinko açısından zenginleştirilmiş gübre kullanılmakta ve bunun da, Türkiye Tarım Bakanlığınca yaklaşık 100 milyon $ ekonomik yarar sağlayacağı tahmin edilmektedir.

Bu iyi uygulamanın dünyanın her yerinde geliştirilmesine yardımcı olmanın bizim sorumluluğumuz olduğunu düşünüyoruz.

Çinko başarısı, sadece Türkiye’nin başarısı değildir. Aslında, dünya topraklarının yarısında çinko açısında eksiklik bulunmaktadır. Çin, Hindistan, Brezilya ve Bangladeş’te Çinko Besin Teşviki uyarınca önemli işler ve saha denemeleri yapılmaktadır.

“SIRA İYOTTA”

Gübre sanayi, çinkodan sonra iyodun, sanayimizin bundan sonraki sağlık başarı öyküsü olmasını dilemektedir. 2 milyar kişide görülen iyot eksikliği nedeniyle, büyük bir halk sağlığı meselesidir. İyot biyo-güçlendirmesinin, çözümün önemli bir parçası olduğuna inanıyoruz. Son araştırmalar, yüksek dozda tuz alımının neden olduğu yüksek tansiyon ve kalp hastalıkları riski olmaksızın insan vücudu için gerekli olan iyodu sağlayan iyotlu tuza bir alternatif olarak, iyot gübrelemesi için büyük bir potansiyel olduğunu göstermiştir. Bu konuda marul ve domates üzerinde çalışmalar yapılmış ve her ikisi de iyot güçlendirmesi için mükemmel adaylar olduklarını kanıtlamışlardır.

Mikro besinler için dünya çapında başka başarılı örnekler de vardır. Örneğin Finlandiya’da, hükümet, kalp hastalıkları ile mücadele etmek amacıyla, gübrelere selenyum ilave etmiştir. HarvestPlus da demir ve A vitamini ile ilgili önemli çalışmalar yapmaktadır.

Görüldüğü üzere, mikro besin eksikliklerini ele alma konusunda inanılmaz gelişmeler kaydetmekteyiz. Eksiklikleri küresel olarak ortadan kaldırmaya katkıda bulunmak için, mikro besin gübrelemesi basit, ucuz ve sürdürülebilir bir çözümdür. Bu, ulusal ve bölgesel ihtiyaçlara göre şekillendirilebilecek ve dünya çapında uygulanabilecek tutarlı bir programdır.

Bazı ülkelerde hali hazırda ortaklıklar bulunmakla birlikte, işin ölçeği, bu önemli bulguların daha fazla yayılmasını gerektirmektedir. Dönüştürücü ortaklıklar fırsat zenginlikleri yaratacaktır.
Bunun gibi forumlar paydaşlar arasında deneyimlerin paylaşılmasını teşvik eden ve yaşam sürecimizde açlık ve kötü beslenmeyi yok etmemiz için değişikliklere götüren zeminler oluşturmaktadır.”